“Olacağın önüne geçilemiyor ama insan kaderini yönlendirebiliyor…”
Kayseri’ye baÄŸlı YeÅŸilhisar kasabasının KeÅŸlik köyünde doÄŸdu Emine… Annesi ve babası çiftçilik yaparak iki kızını yetiÅŸtirmeye çalışıyor, birbirlerine destek olarak çocuklarına iyi bir gelecek saÄŸlamaya çalışıyorlardı.
Emine uslu bir çocuktu. Kendisinden dokuz yaş büyük ablası ile birlikte ev işlerini yapıp, anne babasının tarladan dönüşünü bekliyorlardı. Çocukluğundan hatırladığı annesinin hep hasta olduğuydu.
“Annem hep kendisini hasta hissederdi. O nedenle ablam tarlaya onlara yardıma gittiÄŸi zaman ben de evin iÅŸlerini yapardım. Küçük yaÅŸta sorumluluk almayı öğrendim.”
Daha okula baÅŸlamamıştı. Bir gün arkadaşına küfür etti diye babasından tokat yedi…
“Babam dünyanın en mükemmel insanıydı. Ondan daha iyi bir baba olamazdı. Arkadaşıma kötü söz söyledim diye beni tokatladığı zaman çok üzülmüştüm. Ama bir daha aÄŸzımdan kötü söz çıkmadı. Babam bize hep iyiyi öğretti.”
Ablasının evlenmesinin ardından yemek yapma iÅŸini de üstlendi küçük Emine. Daha on iki yaşında olmasına raÄŸmen birbirinden lezzetli yemekler yapmayı öğrenmiÅŸti. İlkokulu köyde okudu. Ortaokula baÅŸladığı yıl babası turizm sektöründe çalışmaya baÅŸlayınca Burhaniye-Ören’e taşındılar. YaÅŸadığı yere hemen adapte olabildiÄŸi için zorluk yaÅŸamadı. Üç yıl orada kaldılar. Emine baÅŸarılı bir öğrenciydi, her yıl takdir ve teÅŸekkür ile sınıfını geçiyor, okulunu çok seviyordu… Derslerden ve ev iÅŸlerinden kalan zamanını kitap okuyarak deÄŸerlendiriyordu.
” Ben okumayı istiyordum ama ailede babamın sözü geçerliydi. Bir akrabamız ile görücü usulü evlendim. NiÅŸanlanana kadar eÅŸim ile tanışmamıştım. Bir ay niÅŸanlı kaldık, sonra da evlendik.”
Daha bir aylık evliydi… EÅŸi Almanya’ya çalışmaya gitti. Emine Hanım kayınvalidesi ile birlikte köyde kaldı… Yeni evliydi, on yedi yaşındaydı ama bulunduÄŸu duruma hemen uyum saÄŸlayabilmesi sayesinde zorluk yaÅŸamadı. Hayata gülümseyen gözlerle bakmayı, yaÅŸananların iyi yönünü görmeyi tercih diyordu.
“Altı ay kayınvalidem ile birlikte yaÅŸadım. İyi anlaÅŸtık. Sonra eÅŸim beni Almanya’ya aldı. İlk aylar yalnız başınaydım ama problem yapmadım. BoÅŸ durmayı sevmediÄŸim için dikiÅŸ diktim, nakış yaptım, örgü ördüm, kitap okudum. Mutlaka bir uÄŸraÅŸ bulurum kendime, sıkılma nedir bilmem. Sonra bir iplik fabrikasında çalışmaya baÅŸladım. Dört ay sonra hamile olduÄŸumu öğrenince iÅŸten ayrılmak zorunda kaldım.”
Kızı Gülseren’i kucağına aldığı zaman Emine Hanım on sekiz yaşındaydı. Bir süre evde oturup çocuÄŸu ile ilgilendi. Bu kez bir porselen fabrikasında iÅŸ buldu ancak altı ay çalışabildi. Yeniden hamile kalmıştı. Kızı Gülsen doÄŸduÄŸu zaman on dokuz yaşına basmıştı.
“Almanya’da altı yıl kaldık. Ben toplam bir yıl çalışabildim. Yirmi iki yaşında dört çocuk annesiydim. Gülden ve Mustafa’nın doÄŸumundan sonra çalışamadım. Çocuklar ve ev ile ilgilendim. Zaten çocukların okulu için de Türkiye’ye dönmeye karar vermiÅŸtik. Almanya’da yaÅŸayan çocuklar kültür çatışması nedeniyle uyum saÄŸlayamıyorlardı. Çocuklarımızın böyle bir sıkıntı yaÅŸamalarını istemedik.”
Türkiye’ye döndükten bir süre sonra Yasemin dünyaya geldi. Bir süre köyde kaldılar, sonrasında da Mersin’e yerleÅŸip restoran açtılar. Bu arada karı-koca arasında anlaÅŸmazlıklar da baÅŸlamıştı. Emine hanım yirmi dört yılını paylaÅŸtığı eÅŸinden ayrılmaya karar verdi.
“Köye geri döndüm. Kızlarımın ikisi çalışmaya baÅŸlamıştı. OÄŸlum zaten daha önce evden ayrılmıştı. İki kızımla birlikte geldim. O arada boÅŸanmak için mahkemeye baÅŸvurdum. Annemlerin yanında bir buçuk yıl kaldım. Aileme yük olmamak için dantel, nakış yapıp sattım. OÄŸlum Ürgüp’te yaşıyor ve turizm sektöründe çalışıyordu. EÅŸimden resmen boÅŸanınca onun yanına geldik.”
Emine Hanım Ürgüp’e geldikten sonra evde oturmak istemedi. OÄŸluna yük olmak istemiyordu. Ekonomik özgürlüğünü ele almak isteÄŸi ile harekete geçti.
“Belediyenin ucuza dükkân verdiÄŸini duydum. Çevremdekiler de beni destekledi. Ama elimde para yoktu. Kaymakamlığa baÅŸvurdum. Beni yönlendirdiler. Bir bankadan geri ödemeli o zamanın parası ile yüz milyon, bugünün parası ile yüz lira kredi aldım. Küçük bir büfeyi tutup çalıştırmaya baÅŸladım.”
Mahalle arasındaki bu küçük büfeyi daha önce işletenler iş yapamadıkları için bırakmışlardı. Emine hanım çevredeki hanımlarla dost oldu ve hepsi alışverişini ondan yapmaya başladı. Azmi sayesinde o küçücük büfeyi bir mini market haline getirmeyi başardı.
OÄŸlu evlenip Japonya’ya yerleÅŸmiÅŸti. Gülden hem üniversitede okuyor hem çalışıyordu. Küçük kızı ortaokuldaydı. O küçücük dükkân sayesinde geçimini saÄŸladı. OÄŸlu Mustafa Japonya’dan döndükten sonra annesinin çalışmasını istemedi ve büfeyi kapattılar. Emine Hanım, annesi ve babası ile ilgilendi. Altı-yedi yıl böyle geçti, kızı Gülden’in meme kanseri olduÄŸunu öğrenene kadar… Hatırladığı zaman gözyaÅŸlarını tutamayan Emine Hanım, o zorlu süreçte kızının bir an yalnız bırakmadı.
“YaÅŸadıklarımızı bir kızım bir ben bilirim. NevÅŸehir’de kızımın göğsünü alacaklarını söyledikleri zaman hastaneden kaçtık. Ankara’da da aynı ÅŸeyi söylediler, daha çok gençti. İstemedik. Sonunda İstanbul’da bir doktor bulduk. Küçük kızımın yanına yerleÅŸtik. Allaha şükür her ÅŸey yolunda gitti. Daha sonra da İstanbul-Ürgüp arasında geçti birbuçuk yıl.”
Annesinin ölümü, Gülden’in hastalığı, küçük kızı Yasemin’in evliliÄŸi, hüzün, acı, mutluluk hepsini bir arada yaÅŸadı Emine Hanım…
“Gülden hastalanınca ölecek diye çok korktuk. Onun istediÄŸi her ÅŸeyi yapmak istiyorduk. Kızım mutlu olsun istiyordum. Bir kafe açtık… Ailanpa… Sanskritçe ‘yaÅŸam-ölüm dengesi’ni anlatan bir kelimeymiÅŸ. Gülden koydu ismini. Kızım bir yandan kemoterapi alıyor, bir yandan da benimle birlikte Ailanpa’yı canlandırmaya çalışıyordu. Burası bizim için umuttu. Zorlu günleri geride bıraktık. O günden beri yani 2006 yılından beri burayı çalıştırıyoruz. Kızım yeniden iÅŸe baÅŸladı. Gündüzleri ben kafede duruyorum. AkÅŸamları o geliyor.”
Emine Hanım Ailanpa‘nın aşçısı, garsonu, muhasebecisi… Hepsinin üstesinden bir başına gelebiliyor. Kızı ile dönüşümlü çalışıyor. Gülden Hanım, annesini tanımlarken “çılgın bir kadın” diye baÅŸlıyor sözlerine…
“Annem durumları çok çabuk kabullenir. Adaptasyon yeteneÄŸi çok iyidir. BaÅŸka ülkelerde olsa farklı bir yaÅŸamı olurdu. Annem yeri geliyor ÅŸarap ikram ediyor, yeri geliyor önlüğü takıp yemek yapıyor, yeri geliyor hesap alıyor garsonluk görevini üstleniyor. Annemin yemeklerinin lezzeti nedeniyle buranın müdavimleri oluÅŸtu. DeÄŸiÅŸik lezzetler buluyor. Almanca ve İngilizce biliyor ve müşterileri ile rahat diyalog kurabiliyor.”
Kızı ile çalışmaktan, çocuklarının etrafında olmasından mutlu Emine hanım. Anaç bir yapısı var. Gelen konuklarına anne yemekleri tattırıyor. Başı bağlı olduğu için yadırgayanlar olmuş, ama o insanın işine ve kendisine saygısı olduğu sürece kendisini kabul ettirebileceğine, dış görünüşün önemli olmadığına inanıyor.
“Her ÅŸeyin yeri ayrıdır. Çalışmakta bir ibadettir. Düzgün ve dürüst çalıştığın sürece insanlar seni takdir eder. Olacağın önüne geçilmiyor ama insan kaderini yönlendirebiliyor, yeter ki bir ÅŸey yapmak istesin. Azim ve sabırla çalışırsan baÅŸarı mutlaka gelir.”
Zorlu bir süreçten sonra yeniden saÄŸlığına kavuÅŸan Gülden Hanım, annesi ile birlikte çalışmaktan çok mutlu. Hastalığın önlerinde açtığı yolda annesi ile ilerlemekten gurur duyuyor…
“Rahatsızlığım bize böyle bir yol açtı. Hayatta az zamanım kaldı, istediklerimi yapmam lazım diye düşündüm. Annemin ve kardeÅŸlerimin desteÄŸi bana istediÄŸim ÅŸeyleri yapabilme gücünü verdi. Hastalığım benim için ödül oldu. YaÅŸanılan zorluklar insanı daha da güçlendiriyor. Hayatı yaÅŸamayı, dolu dolu yaÅŸamayı, pes etmenin doÄŸru olmadığını öğrendim.”
KadınMedya.com | Nural Okanar
Diğer içeriklerimiz: