BİZİ TAKİP EDİN

FacebookTwitterRSSLinkedInYoutube

E-Posta Aboneliği

Ekleyen: - 09 Eylül 2010. Kategori: SAĞLIK. Bu yazıya yapılan yorumları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Doğru iletişim kurabiliyor musunuz?

İletişim, yaşamımızın olmazsa olmazı. Tek hücreli canlıdan insana kadar uzayıp gelen zincirde iletişimin olmadığı an yok.

Sabah gözlerinizi açtığınız andan itibaren zihninizde konuşmaya başlarsınız. Gün boyu durmadan devam eden, kendinizle olan bu iç konuşma dış dünyanıza yansır ve diğerleri ile olan iletişiminizde referans olur. Gece başınızı yastığa koyup uykuya dadığınızda gün içinde bilincin deneyimlediği duygu ve düşünceler bilinçaltında arşivlenir. Ve sabah gözlerinizi açar açmaz kaldığınız yerden devam edersiniz.

doğru iletişim kurabiliyor musunuz?

Yaşam demek iletişim demek. Yaşamınızda deneyimlediğiniz anlaşılmak, anlaşılamamak veya yanlış anlaşılmak sıklığı iletişim kalitenizin göstergesidir. Hepimiz her ağzımızı açtığımızda, her göz temasımızda anlaşılmak isteriz. Ulaşmak istediğimiz hedeflerimize giden yol anlaşılmaktan geçer. Anlaşılmak için anlatabilmek gerekir. Mevlana’nın dediği gibi ‘anlattıklarınız karşıdakinin anladığı kadardır’.

Gelin karşıya, yaşı ne olursa olsun eğitimi ne olursa olsun derdimizi anlatabilelim.

Bu yazı anlaşılabilirliğinizi artırmak için yazıldı. Çünkü başarı bir takım işidir ve takım arkadaşlarınızın sizi anladıkları oranda başarılı olacaksınız demektir.

Önce iletişimin Evetlerinden başlayalım.

1- Nasıl bir kişilikle konuştuğunuzu bilmelisiniz. Kişilik demek yaşama bakış açısı, tercihler, öncelikler ve iletişim tarzı demektir. Örneğin aynı odaya giren iki farklı kişiliğe sahip insanlara odada neler gördüklerini sorarsanız ne kadar farklı detaylar gördüklerine hayret edersiniz.

Kişilik tiplerini bilmeniz demek kişilerin yaşama baktıkları pencereden iletmek istediğiniz mesajın nasıl anlatılabileceğini tahmin edebilmeniz demektir.

Bu konuda Florance Litteuar’ın Kişiliğinizi Tanıyın adlı kitabından çok fayda görürsünüz. Bu kitabın başında kısa bir test var. Önce kendi kişiliğinizi bulmakla başlayın. Sonra kitaptaki dört kişiliği kavrayın.

Sadede giden yol karşıdaki kişinin dilini konuşmaktan geçiyor. Biraz okumaya değer, değil mi?

2- Hangi kişilik olursa olsun, ilk önce gülümseyin, selamlayın ve kendinizi tanıtın.

Buluşma öncesi iletmek istediğiniz mesajı kafanızda netleştirin. Konuyla, durumla ilgili kişinin ne düşündüğünü anlamak için soru sormanın zamanı. Doğru cevapları almak için doğru soruları sormanız gerekiyor.

Ve çoğu kişinin kaçırdığı bir nokta…

Verilen cevapları dinlemek. Dinlemek demek karşıdakine ve kendinize değer vermek demektir. Sizin için cevabı önemli olmayan bir soruyu niye sorasınız ve değerli bulmadığınız bir kişiyle neden zaman geçiresiniz?

Dinleme tarzınız çok önemlidir. İletişimde yanlış yolda kaybolmanın en kestirme yollarından biri dinlerken tv izlemek, bilgisayarla uğraşmak, cep telefonunda mesaj yazmak, camdan uzaklara bakmak, esnemek gibi davranışlar sergilemektir.

3- Sizin için önemli olan noktları doğru anladığınızdan emin olmak için karşı tarafın cümlelerini kendi kelimelerinizle tekrarlayabilirsiniz. Hem yanlış anlamaları önler hem dinlediğiniz mesajını vererek iletişim köprüsünü açık tutarsınız.

4- Konuşmanız sırasında önemli olduğunu düşündüğünüz cümlelere kişinin ismi ile giriş yapmanız dinleyenin dikkatin toplamasına ve katılımcı olmasına yardımcı olur. Bir kişinin canını sıkmanın ve dikkatini dağıtmanın en emin yolu yanlış isimle hitap etmektir.

5- Konuşma hızınız, karşıdaki kişinin konuşma hızına yakın olursa sizi doğru anlama ihtimali artar. Genelde konuşma hızı ile düşünme hızı paraleldir. İnsanlar düşündükleri hızda konuşma eğilimindedirler. Konuştuklarınızın karşıdaki kişinin beyninde şekillenmesi için gereken süre kişinin düşünme hızına göre değişir. Hız ihlali durumunda cezanız anlaşılamamak veya yanlış anlaşılmak olacaktır.

6- Beden diliniz bilinçaltınızın dilidir. Bedeniniz size sormadan, her an göz bebeklerinizin büyüklüğü, kas gerginliğiniz, göz hareketleriniz gibi sizin bilinçli kontrolunuzda olmayan parametrelerle konuşur. Bu milisaniyelerde gerçekleşen değişimler sizi dinleyen kişinin bilinçaltı tarafınan algılanır. Doğru veya doğru bildiğinizi söylediğinizde bedeninizle diliniz uyum içindedir. Yalan söylediğinizde ikisi ayrı hava çalar ve karşıdaki kişinin bilinçatı bu uyumsuzluğu yakalar, yalan söylediğinizi bilir.

İletişimimizin % 6 sı sözlü iletişim, % 37 si ses tonu, % 57 si vücut dilinizdir. Yani bedeniniz kelimelerinizden daha çok konuşur. Beden dili ile ilgili kitaplarda detaylarını bulabilirsiniz.

Biraz da iletişimde neler yapmamalıya bakalım.

1- Sorulmadan kendiniz hakkında konuşmaya başladıysanız merdiveni yanlış duvara dayadınız demektir. Kendinizi öven cümlelere geçtiğinizde artık bilinki dinlenmiyorsunuz. İletişimi başarı ile sonlandırdınız.

2- Size sorulmadan tavsiyede bulunmak karşıdaki kişinin bilinçaltı tarafından hakarete yakın bir durum olarak algılanır. İletişime hakaret ederek başlamak için iyi bir nedeniniz var mı?

3- Konuşan kişinin sözünü kesmek kişiye kendisini gereksiz konuşan, önemsiz biri gibi hissettirecektir. Acil, hayati bir durum yoksa söz kesmek için nedeninizde yok demektir.

4- İyi bilmediğiniz, uzmanlık alanınızın dışında bir konuda ağzınızı açmadan önce, herşeyi bildiğini zanneden insanlarla konuşmanın sizde nasıl bir duygu yarattığını hatırlayınız.

Bilgi çağında yaşıyoruz ve bilmemiz gereken en önemli bilgi ‘bilmediğimizi bilmek’.

5- Sizi ilgilendirmeyen kişisel konularda sorular sormak, yaş kilo maaş vb. kişiye evine izinsiz girmişsiniz hissini verir. İyi karşılanmazsınız.

Psikolojik rahatsızlıkların tamamı iletişim kaynaklıdır. Kendinizle, etrafınızla veya her ikisi ilede yaşadığınız iletişim sorunları psikolojik sorunlar için temel oluşturur. Çözüme giden yol araştırmak, öğrenmek, farketmek ve danışmaktan geçiyor. Yani iletişimden…

İletebildiysem ne mutlu hepimize…

Görüşmek üzere.

Bu yazıyı paylaş

Facebook Yorumları

Doğru iletişim kurabiliyor musunuz? için toplam 3 yorum yapmış

  1. Betül Karadeniz

    04 Şubat 2014 - 02:41

    sayın Dr.Ofelya Cabral;
    Ben 20 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. yıllardır çektiğim sıkıntılar ,, korkular anksiyete bozukluğu olarak tanımlandı. ve ben gercekten bunun çok ilerlediğini düşünüyorum . cok korkuyorum elektrik elektronik mühendisliği okuyorum ve korkuyorum hiçbirşey yapamamaktan lutfen bana yardımcı olun bana ulasın sıze ıhtıyacım var lutfen !!!

  2. Merhaba Nermin Hanım,

    Çok buyuk bir ihtimalle çocuğunuz üzerinde ÖSS baskısı hissediyor ve başarisizlik korkusu yaşıyor. Bu korku ve baskıdan kaçışı bilgisayarda bulmuş. Okulda veya dershanede, arkadaş cevresinde güvenini kıracak bir şey yasamis da olabilir. Şu an kaybolmus durumda ve ne yapacağınıi bilmedigi için kaçıyor.

    Evet, yardimci olabilirim ama birebir terapiye gelmesi lazim.Büyük bir ihtimalle gelmek istemeyecektir. Sevdigi ve saydığı bir kişiden gelmesi icin konusmasını rica edebilirsiniz.

    Görüşmek üzere.
    Sevgiler.

  3. nermin karadağ

    12 Nisan 2011 - 13:25

    Doktor hanım benim 18 yaşına 10 mayısta girecek olan oğlum var bu sene lise dördüncü sınıfdaydı okulu bıraktı dersaneyı bıraktı iletişim kurmuyor akşam saat 16:00 Pc başına oturuyor sabah 00.5 kadar bulunduğu odanın dışına çıkmıyor ve çok kilo aldı naptıysak çözüm bulamadık bana yardımcı olabılırmısınız çok zor durumdayız ben de babasıda lütfen bize bır çıkış yolu gösterin.sizinle nasıl iletişime geçebiliriz biz Antalyada yaşıyoruz…

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş